24 Aralık 2012 Pazartesi

Tarih Okumaları: Osmanlı Klasik Çağında Siyaset

Özellikle son 1 yıldır okumalarımda daha çok roman özellikle de Türk yazarların eserlerine ağırlık vermiştim, ancak dizi ve film sektöründeki tarihe dönüş furyası bana da yansıdı sanırım ki artık dönüş vakti dedim. Bir an önce kitaplığın son katlarını kaplayan o güzelim kitaplara göz atmalı ve hunharca okumalıydım :)

Hem kendi hem de ev arkadaşlarımın kütüphanesindeki tarih konulu araştırma kitapları o kadar çoğalmış ki kitap seçim süreci abartısız yarım saat sürdü, kitap ve yazardan ziyade hangi dönemi okusam kararsızlığıydı aslında bu. Oynadığım bazı strateji oyunları sonucu özellikle Ortaçağ tarihine iyice merak saldım ancak tek kitaplık bir oldu bitti okumadan ziyade ciddi bir süreç oluşturmak istediğimden elimdeki kitap seçkisi buna pek müsait değildi, en yakın zamanda konunun önde gelen kitaplarını edinmem gerektiğini de fark etmiş oldum böylece. Madem ki Ortaçağ olmuyordu hiç değilse içinde Ortaçağ geçen bir şeyler olsun diyerek Prof. Dr. Feridun Emecen'in "Osmanlı Klasik Çağı" üçlemesini elime alıp "Osmanlı Klasik Çağında Siyaset"den başlamaya karar verdim.

Osmanlı Klasik Çağında Siyaset, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü hocalarından Prof. Dr. Feridun Emecen'in çeşitli zamanlarda yazdığı ve daha önce farklı dergilerde yayımlanmış makalelerden oluşuyor. İlk bakışta kitabın bir handikabı olarak görünen bu durum yazarın anlaşılır dili ve üslubu sayesinde zorluk çıkarmıyor. Genel tarih okuyucusu için makalelerden oluşan bir kitabı okumak genellikle sıkıcı ve zorlayıcıdır ancak az önce de dediğim gibi yazar yayıma hazırlama sürecinde titiz davranıldığını belli eden anlatım ve üslubuyla ciddi bir tarih birikimi olmayanları da konunun içine çekmeyi başarıyor.

Doğu-Batı Eksenli Merkezi Siyaset, Batı Sınırlarında Farklı Siyasi Yönelimler ve Osmanlı Doğusu: Yeni Meseleler ve Siyaset isimlerini taşıyan üç ana bölüm ve 13 makaleden oluşan kitapta Osmanlı Klasik Çağı diye tabir edilen kuruluş ve yükselme döneminde önemli bazı mesele ve politikalar ışığında Klasik Dönem Osmanlı siyasetinden derinlemesine analizler içeren örnekler veriliyor. Yükselme dönemine odaklı tarih anlayışımızın genellikle göz ardı ettiği, beylikten devlete geçiş, diğer Anadolu Beylikleri ile ilişkiler, Rumeli'deki ilk iskan politikaları gibi konuların yanında dönemine damga vurmuş  Fatih Sultan Mehmed ve Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanat yılları, çevre devletlerle verdikleri önemli mücadeleler ve bence en önemlisi bize hep "geldik, gördük, yendik" şeklinde anlatılan Osmanlı-Habsburg (Avusturya ve Kutsal Roma Germen İmparatorluğu) münasebetleri de şaşırtıcı bilgilerle dolu olarak ele alınmış.

İkinci Bölümde ele alınan Erdel, Kırım ve Arnavutluk coğrafyasında Osmanlı siyasetinin fazla detaylıca ele alınıp bırakın genel tarih okuyucusunu biraz daha üst seviye okuyucu için bile zorlayıcı hatta sıkıcı bir hal aldığını düşünüyorum, kitabın orta kısmında yer alan bu bölümler daha sonra yerini daha ilgi çekici ve anlaşılabilirliği yüksek Osmanlı-Şark ilişkilerine bırakıyor.

Sonuç olarak daha önceki eserleri ve akademik kariyeriyle de Klasik Dönem Osmanlı Tarihi'nin en önemli isimlerinden olduğunu bildiğimiz Prof. Dr. Feridun Emecen'in titiz ve anlaşılabilirliği yüksek bir çalışması ile karşı karşıyayız. Serinin diğer kitapları; Osmanlı Klasik Çağında Savaş ve Osmanlı Klasik Çağında Hanedan: Devlet ve Toplum'un da ilk olarak ele aldığımız bu kitaptan hareketle okunması gereken eserler olduğunu düşünüyorum, ki okuyup paylaşacağım da...


Not: 20 TL etiket fiyatı ile satılan kitabı online kitapçılarda 15 TL ve altı fiyatlara bulabilirsiniz...

20 Aralık 2012 Perşembe

Atarlı Giderli şarkı kültürümüz!


Son birkaç yıldır sıkça duymaya başladığımız söz ve eylemlerden oldu "atar yapmak" "gider yapmak" hatta bu ikisini bir araya getiren "atarlı giderli konuşmak" şeklinde lümpen bir deyime de kavuştuğumuzu söylemeliyim. Atar ve giderli türevleri olan bu söz öbeklerinin kökenini ve anlamlarını incelemeye kalktığımızda ise "atar yapmak" ve "gider yapmak" dan hareketle; rest çekmek, artistlik yapmak, posta koymak, horozlanmak, dayılanmak vs. gibi yine bir yığın argo edebiyat ürününe ulaşıyoruz. "Atarlı giderli konuşmak" deyiminden yola çıktığımız bu yazımızda üzerinde pek kafa patlatılmayan konulardan "atarlı giderli" şarkı kültürümüzü irdelemeyi amaçlıyorum. Biraz uzun gibi görünse de keyifli bir yazı olduğunu düşünüyorum, iyi okumalar... 

Uzun zamandır günlük söz dağarcığımızda yer kendine yer bulan "atarlı giderli" sözlerinin şarkıya dökülmemesi de ciddi bir eksiklik oluşturacaktı ülkemiz adına ki korktuğumuz başımıza gelmeden Gökhan Şahin'in söz ve müziğiyle Demet Akalın yorumlu "Giderli Şarkılar" isimli bir şarkı piyasadaki yerini aldı! Şarkının iyi veya kötü olması bir yana ismi oldukça dikkatimi çekip uzun yıllardır düşündüğüm bir konuyu aklıma getirdi; Atarlı giderli şarkılar :) yani kısacası rest çeken, bela okuyan, dayılanan şarkılar...

Bu tip şarkıları incelerken beslendikleri kaynaklara ve dayanaklarına da göz atmamak olmaz. Özellikle 80'li yıllarda büyük şehirlerimizi istilası altına alan çarpık kentleşme, köylü-şehirli karışımı bir alt gelir grubunu ortaya çıkarıp onlara hayata "protest" açıdan bakma rolünü biçerek adına arabesk dediğimiz müziğin de kültleşmesine ortam hazırladı. Protest temalı ve genelde üzüntü, isyan, ayrılık, acı içeren bu şarkılar bugün kullandığımız tabirle "atarlı giderli" şarkıların da telmelini oluşturuyor.



Atarlı giderli şarkıların geçmişine yolculuk yaptığımızda karşımıza en net biçimde çıkan isimler Hakkı Bulut ve İbrahim Tatlıses'dir. Özellikle Hakkı Bulut sözleri bugün bile hala belli kitleleri derinden etkileyen Kral Benim isimli çalışması ile türün babasıdır desek abartmış olmayız. 
Kral Benim;

herkes dans edip oynaşırken sosyetenin barlarında 
ben ömrümce öğütüldüm haksızlığın çarklarında
ne çevremde dalkavuklar ,ne tepeden baktım insanlara 
bir gün kaçıp saklanmadım garibandan ,yoksulundan

kral benim kral benim
bu alemde kral benim
direndim ben haksızlığa rol yapmadım kimse gibi
hayatımca "ben buyum" dedim
kıvırmadım dansöz gibi
var oldukça her lokmamı pay etmişim gerekene
çıkar için eğilmedim şerefsizin bir tekine

şeklindeki sözleriyle her anlamda görevini ifa etmiş bir eserdir! 

İbrahim Tatlıses'in Nankör Kedi, Dönmem Asla ve  İnsanlar'ı da  80 ve 90'ların ünlü "atarlı giderli" şarkılarına örnek olarak verilebilir. Hakkı Bulut'un aksine İbrahim Tatlıses şarkılarında düzenden çok sevgiliye atar yapılır. 1994 tarihli Haydi Söyle albümünün önemli şarkılarından olan Yusuf Hayaloğlu imzalı Nankör Kedi'de şöyle seslenir İbrahim Tatlıses

Ne soyledim ne soyledim sana
Ne söyledim ki, vurdun kapıyı gittin
Be vicdansız, be insafsızın kızı be nankör kedi
İnsan birşey söyler

Sevmek dedin sevmedik mi
Aşka boyun eğmedik mi
Bütün kötü huyları hatta güzel dostları
Senin için terketmedik mi


80'ler ve arabesk müzik deyince Müslüm Gürses ve Ferdi Tayfur'u atlamak mümkün değil ancak baba lakaplı bu iki sanatçımız "atarlı giderli" şarkılardan çok aşk acısı ve hasret temalı şarkılarıyla tanınmaktadır. Ferdi Tayfur'un bu alandaki en önemli eseri hiç şüphesiz 1983 tarihli Sende Mi Leyla albümünde yer alan Yıldızlar da Kayar'dır.


Geç 90'lar ve 2000'lere geldiğimizde ise karşımıza karşımıza iki ciddi kutbun çıktığını görürüz, birincisi apayrı bir makale konusu olan rap müzik, ikincisi de İbrahim Erkal ekseninde gelişen (batı etkisinde gelişen Türk Edebiyatı gibi oldu :) ) atarlı giderli arabesk-fantezi müziktir. İlk iki albüm denemesinde yöresel dışı bir şöhret yakalayamayan  İbrahim Erkal 1996'da Canısı adlı şarkısıyla bir anda şöhret olup dönemin modası gereği dizi ve tv filmlerini ardı ardına sıraladığı dönemde öyle bir şarkıyla düştü ki müzik dünyasına etkisi yıllar sürdü :) Canısı ve Unutmayacağım gibi sloganlaşan şarkıların yer aldığı Gönlünüze Talibim albümünün gizli yıldızı ise Yalnızım'dı! 

...
gittiler terkettiler
gittiler birer birer
vefasizlar!
hayirsizlar!
icim yanar cigerim sizlar
yaktilar yuregimden
vurdular canevimden
vicdansızlar imansizlar
allah'indan korkmayan kullar

ezdiler yol yerine 
sattilar pul yerine
kime gitsem ne soylesem
kim aglar benim yerime
...

şeklindeki sözleriyle ister istemez protest bir duygu patlaması yaşatan İbrahim Erkal daha sonra hemen her albümünde bu tip bir şarkı arzı endam ettirmeyi unutmadı. Yazık Bana, Dönemem ve De Get Yalan Dünya gibi şarkılarla devam eden bu çizgide İbrahim Erkal kimi zaman eski sevgiliye kimi zaman da Hakkı Bulut misali dünyaya "atar gider yapmayı" ihmal etmedi. Dönemem adlı şarkısının sonunda okuduğu şiir ise aradan geçen yıllara rağmen hala orjinalliğini korumaktadır!

İçine dert olacak sana bu son bakışım
İçine dert olacak hibirşey sormayışım
Adını kahpe koydum bırak hep öyle kalsın!
Sana son sözüm allahından ve allahından bulasın!


İbrahim Erkal'la zirve dönemlerini yaşayan geç 90'lar "atarlı giderli" şarkılarına önemli katkılar koyan diğer isimleri de anmamak olmaz. Özcan Deniz feleğe seslendiği Aslan Gibi ile Mahsun Kırmızıgül ise aleme meydan okuduğu Yıkılmadım ile türe önemli katkılar yaptılar. Bu dönemin silik kalsa da türün takipçileri tarafından yakından tanınan isimlerinden Ömer Danış da nevi şahsına münhasır şarkısı Şerefsiz ile gönüllerde ayrı bir yere sahip!

...
Ben ki senin için kurşun önünde durdum
Sen sen sen şerefsiz
Beni sırtımdan vurdun
Düşmanıma dost oldun
Yiktın dağıttın beni
Sen şerefsiz şerefsiz….!


Hiç bir döneme ve gruba indirgeyemeyeceğimiz tek isim ise Çılgın Sedat olsa gerek, öyle bir şarkı geleneği var ki Çılgın Sedat'ın burada saydıklarımızın toplamından fazla "atarlı giderli" şarkısı var :) Özellikle Nelere Katlandı Bu Yürek ve Delikanlı Gibi türünün altın örnekleri arasına girmeye namzet!



2000'li yıllar "atarlı giderli" şarkılar listesinin zirvesinde ise diğerlerine açık ara fark atan bir eser var :) Yurtseven Kardeşler'in en küçüğü İsmail YK'nın Türk Müzik Tarihindeki yerini şimdiden alan Allah Belanı Versin isimli eserinden (!) bahsettiğimi anlamışsınızdır herhalde! Allah Belanı Versin öyle komple bir eser ki, İbrahim Erkal'ı bile kıskandıracak düzeyde "atarlı giderli" bir söz yumağına sahip, Türk Müzik tarihinde böylesine açık ifadelerle bela okunan, lanet edilen, "atar gider yapılan" bir eser o ana kadar yapılmamıştı ve piyasayı en derinden sarstı!

...
Allah belanı versin
Allah seni kahretsin
...


80'li yıllardan bugüne ülkemiz çok değişti, o günlerin yıkılmaz türü olan arabesk artık kemik kitlesini bile zor elinde tutar hale geldi ancak şu da bir gerçek ki müzik türünü ismi değişse de protest temalı ya da bu yazıda kullandığımız tabile "atarlı giderli" şarkılar üretecek ve söyleyecek birileri mutlaka olacak! Eğitim, sosyal ve ekenomik hayat, kültürel yapı gibi konularda kum saati şeklinde bir halk grafiğine sahip olan ülkemizde bir kesimin "atar" ve "gider"e başvurması kadar doğal bir şey olmasa gerek!





18 Aralık 2012 Salı

Maydanoz olmaya geldim!


Latince adı "Petroselinum crispum" olan yeşil renkli ve damarlı bir bitkidir diyor maydanoz için internet ansiklopedimiz Wikipedia! Hakkında bazı aşağılayıcı deyimler olsa da hepimizin az çok bileceği gibi hemen    hemen her bitki gibi maydanozun da faydaları saymakla bitmez, tabi şimdi size burada bunları sayacak değilim 

Yıllardır hasretle beklenen bloguma neden maydanoz ismini verdiğimi düşünüyorum ben de, uzun süren düşünce idmanlarımdan sonra bu bitkiyi kendime yakın bulduğumu farkettim, öyle ya laf arası genelde aşağılama amaçlı kullanılan hatta pek sevilmeyen ama türlü türlü faydası olan bir bitki değil miydi bu :) galiba aynı şeyleri kendim için de hissediyorum...

"Bahçelerde maydanoz" özellikle biz 80 sonrası nesline fazla aşina gelmeyen bir söz olsa gerek, Bahçelerde maydanoz gel bize bazı bazı vs. şeklinde giden şiirimsi sözleri lise İngilizce öğretmenimden çok kez duyar ama Türk eğitim sisteminin öz bir evladı olmamdan sebeple fazla sorgulama gereği hissetmezdim! Ancak ne var ki yıllar sonra "artık bir blog açmak lazım" deyip de yurt içi ve yurt dışında süren araştırmalarım :) sonucu "bahçelerdemaydanoz" ismine karar verince yahu bu sözün etimolojisi nedir deyip kapattım kendimi kütüphanelere :) ve niye 90 ve sonrası nesle tanıdık gelmediğini acı biçimde öğrendim! 

Malumunuz 70'li yılların sonunda iyice zirve yapıp 12 Eylül darbesi sona eren erotik film furyası bir çok önemli sinemacıyı sektörden soğutmuş sonrasında patlak veren video ve video film çılgınlığıyla da tamamen sektörün dışına itmişti. Bunun en doğal sonuçlarından biri de özellikle komedi oyuncularının kabare ve operetlerde görünmeye başlayıp işi kendi ekiplerini kurmaya götürmelerine kadar olmuştu. 80'li yıllar ve kabare deyince ilk akla gelen Devekuşu Kabare de bunun en iyi örneğidir.

Bahçelerde Maydanozdan girdin Devekuşu Kabare'ye kadar uzandın ne alaka diyenleri duyuyorum şu an :) Devekuşu Kabare'nin konumuzla alakasına gelecek olursak; Bahçelerde maydanoz ile başlayan çeşitli tekerleme ve deyişler Anadolu'nun bazı yörelerinde daha önceden biliniyor olsa da bu anlamsız söz yumağını Devekuşu Kabare'nin Aşk Olsun isimli oyununda 

Bahçelerde maydanoz
Bu ne acayip lacivert
Gel bana bazı bazı

şeklinde sarf eden Zeki ALASYA bu deyişin üne kavuşmasına sebep olmuştur desek abartmış olmayız. Aşk Olsun'un açılış bölümündeki bu performansıyla Zeki ALASYA, net bir biçimde modern Türk Şiirini de tiye almaktadır ayrıca!

Maydanoz ve her şeye maydanozdan bahsetmişken büyük usta Kemal SUNAL'ın belki de en sevdiğim filmi "Meraklı Köfteci"yi de anmamak olmaz. Filmin baş karakteri Zühtü'nün de başına ne geliyorsa insaniyetlik yapmaktan ya da onu akıl hastası yapan haliyle her şeye maydanoz olmaktan geliyordu!

Tüm bunların ışığında sizin de anlayabileceğiniz gibi genel olarak maydanoz olmadan duramayan orta akıl üstü bir er kişinin maydanozluklarını okuyacaksınız yazdığı sürece! Maydanoz yine de iyidir hoştur hem Meraklı Köfteci Zühtü'nün de dediği gibi maydanozsuz köfte olmaz ki ama! :)