24 Nisan 2014 Perşembe

Şehir Tiyatroları'ndan insan ve Türkiye üzerine sorgulamalar: VAKTİ GELDİ


Tiyatrolarda kış sezonuna veda etmeye hazırlandığımız şu günlerde izlenecek her oyunu kar hanesine yazmak gerek. Her ne kadar yazın açık hava tiyatrolarına akın edecek olsak da kış sezonu kadar doyurucu ve yoğun bir dönem olmayacağı aşikar.

Geride bırakmaya hazırlandığımız sezonda dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış ve birçok otoriteden geçer not almış bir oyunla noktalıyorum ben de kış sezonunu,1982 doğumlu genç yazar Gökhan Erarslan'ın sahnelenme şansı bulan altıncı eseri: Vakti Geldi...

Kimliği belirsiz birisinden aldıkları birbirinin aynısı mektuplar sonrası kendilerini akşamın geceye kavuştuğu saatlerde, tren istasyonunun yanındaki ıssız bir parkta bulan üç eski arkadaşın tekinsiz buluşmaları ile başlıyor oyun. Birbirlerinin yüzüne bakıp konuşmaya hatta tanımaya bile cesaret edemeyen üç kişi! İnsan kendini yalnızca insanda tanır diyen Goethe misali birbirlerinde gördükleri öz benliklerinden kaçan bu üç adamın hayatı geçmişin yapraklarını kurcalanma vaktinin geldiğine inanan bir kadın tarafından alt üst olacaktır...

50'li yaşlardaki kariyer sahibi bu üç adamın 80 öncesi dönemde işledikleri dönüşü olmayan bir suçun ve büyük günahın ortaya çıkışı ve gerçek karşısındaki çözülmeleri çarpıcı biçimde gözlenebiliyor. Günah ve acımasızlıklar üzerine inşa ettikleri sarsılmaz kariyerlerinin 1 saat içerisindeki çöküşü insanı dehşete düşürürken Türkiye için "ne kadar da tanıdık bir durum" dedirtiyor ister istemez!

Perdenin açılıp oyunun başlamasıyla beraber ilk göze çarpan son derece doğal ve doyurucu dekor çalışması oluyor. Şehir Tiyatroları dışındaki dekor çalışmaları ile de tanınan Gamze Kuş yine çok başarılı bir iş çıkarmış. Buluşma yerleri olan park tüm gerçekçiliğiyle resmedilip izleyiciyi yormayan, kararında bir görsellik yakalanmış.

Vakti Geldi'nin ilk 15-20 dakikasında bariz biçimde göze çarpan bocalama halini tekdüzeliğin ötesinde bir senaryoyu sahneye yansıtmanın zorluğuna bağlıyorum. Bahsi geçen giriş kısmındaki diyalogların da fazlasıyla tiyatral ve suni durduğunu da eklemem gerek.

Girişteki patinaja rağmen öykünün omurgasının inşa edilmesiyle birlikte güçlü bir anlatım yakalamayı başarıyor oyun. Usta oyuncuların ustalıklarına yaraşır performansları da eklenince gelişme ve özellikle de sonuç bölümünde izleyiciyi sarıp sarmalıyor adeta esir ediyor. İzleyiciyi şoke eden olaylar silsilesi son derece başarılı bir mizahi dille sahneleniyor.

Yüzeysel yaklaştığımızda fazlaca dram yüklü hatta neredeyse melodramik bir yüzleşme/hesaplaşma öyküsü gibi gelebilir Vakti Geldi, ancak yazarında da dediği gibi "dört kişilik bir hikayeden daha fazlası" var karşımızda. Son derece dramatik bir öyküyü siyasi hiciv türü "vodvil"in ekseninde hatta tam ortasında gezdiriyor Gökhan Erarslan. Yazıldığı tarih ne olursa olsun dünü ve bugünü anlatan özellikle de ülkemiz için genelgeçer gerçeklikleri yansıtıyor sahneye.

Amaç ve hırslar uğruna kullanılıp atılan, sadece gerektiğinde hatırlanıp realitesi kabul edilen, haksızlık ve kandırılmanın binbir türlüsüne uğrayan kırmızılı kadının özelinde seçimden seçime -bir işe yarayacağı zaman!- hatırlanan Türk halkını görüyoruz ister istemez!

Böylesine dolu bir oyun için kısa sayılabilecek süresinde tam bir Türkiye gerçeği olan karakterlerin psikolojik çözümlemelerini tüm çıplaklığıyla yansıtabilmesi de takdire şayan. Karikatürize edilmekten oldukça uzak üç erkek karakterin çıkarları ve hırsları uğruna alaşağı ettikleri insan onuru ve değerler uykuları kaçıran, can yakan türden!

İzleyiciyi dolu dizgin finale doğru sürüklerken sürpriz finalini kısmen acık etse de bu durum hiç bir şekilde göze batmıyor. Vakti Geldi'de esas olan üst metinden ziyade perde arkasında bırakılanlar. Asıl mesele bilinçli olarak perde ardına gizlenerek her izleyicinin farklı tatlar alacağı bir oyun yaratılmış.

Yerli tiyatro yazını adına beklenti ve iştah içinde olduğumuz bu dönemlerde gelecek adına büyük ümitler veriyor Gökhan Erarslan. Daha önce sahnelenen 5 oyununda Hüseyin Avni Danyal ve Naşit Özcan (Vakti Geldi'de de birlikteler) gibi isimlerle çalışma şansı yakalaması da kendisi için önemli katkılar yapmış olsa gerek.
Yeşim Koçak

Tiyatromuzun ve seslendirme camiasının usta isimleri, Orhan Hızlı, Selçuk Soğukçay ve Ali Karagöz rollerinin hakkını vermekle kalmayıp hali hazırda başarılı bir metin olan esere sınıf atlatıyorlar. Yeni nesil Şehir Tiyatro'su oyuncularının önemli temsilcilerinden olan Yeşim Koçak ise "kadın" rolünde başarılı desem haksızlık olur çünkü Yeşim Koçak "kadını" oynamamış adeta yaşamış!

Son tahlilde ödenekli tiyatrolar için yüz akı sayılabilecek bir oyun var karşımızda. Gerek dekor tasarımı ve kullanımı gerekse de üst düzey oyunculukları ile hali hazırda başarılı olan metin altyapısını daha da ileri taşıyor Vakti Geldi. Bu haftasonuna kadar Kadıköy Haldun Taner önümüzdeki hafta da Gaziosmanpaşa Sahnelerinde izleyebileceğiniz oyunu "ne olur ne olmaz" diyerek bir an önce izlemenizi tavsiye ediyorum.